Hillsider Kış 25-26 Sayısı
- Ahmet Rustem Ekici
- 4 Ağu
- 2 dakikada okunur

Formasupra'nın ardındaki felsefeyi, üretim pratiğimizi ve vizyonumuzu tüm detaylarıyla anlattığımız ilk röportajımız, Hillsider dergisinin Kış 2025-2026 sayısında okurlarla buluştu! Tarlabaşı’ndaki stüdyomuzdan çıkarak geçmişin arkeolojik mirasını günümüzün dijital üretim araçlarıyla nasıl harmanladığımızı anlattığımız bu sohbet, bizim için çok özel bir yere sahip. Multidisipliner sanat pratiğimizin yepyeni bir uzantısı olarak doğan Formasupra'nın hikayesini şimdi de kendi blogumuzda, kendi kelimelerimizle sizlerle paylaşmak istiyoruz.
Kesişen Yollar ve "Formasupra"nın Doğuşu
Sanat pratiğimiz, en başından beri farklı disiplinlerin kesişim noktasında şekillendi. Ahmet Rüstem’in iç mimarlık ve çevre tasarımı geçmişiyle kamera odaklı alan tasarımına yönelmesi, Hakan Sorar’ın ise makine mühendisliği, robotik kodlama ve iletişim tasarımı kökenleri... İkimizin dijital üretim araçlarına ve yazılımlara olan bu ortak hakimiyeti, 2017 yılından bu yana hayatı ve üretimi paylaştığımız, birbirimizi sürekli beslediğimiz bir diyalog alanına dönüştü.
Peki Formasupra nasıl ortaya çıktı? 2015'ten beri aktif olarak kullandığımız 3D baskı teknolojileri, zaten üzerine çalıştığımız arkeolojik kavramların katmanlı yapısıyla harika bir uyum içindeydi. Sanal dünyada kurguladığımız fikirlerin fiziksel nesnelere dönüşümü, yeni bir tasarım markası fikrini tetikledi. Latince "formun ötesinde" anlamına gelen Formasupra adını verdiğimiz bu markayla, yapay zekâ ve 3D baskıyı birleştirdiğimiz süreci biz 'Dijital Zanaat' olarak tanımlıyoruz.
Biz bu dijital emeği, geleneksel el işçiliğiyle kıyaslamak yerine, yeni bir zanaat biçimi olarak ele alıyoruz. İlk adımlarımızı, malzemenin kendi kökenine dönüşmesini kavramsal olarak çok güçlü bulduğumuz için bitki bazlı PLA malzemeden ürettiğimiz 3D baskı çiçeklerle attık. Ardından, arkeolojik sepetlerden ilham alan çantalar ve vazolar geldi.

Geçmişin Mirası, Bugünün Teknolojisi: Domaniç Kurbağaları
Koleksiyonlarımızda Anadolu'nun o zengin, derin arkeolojik formlarının ve kültürel miras öğelerinin izlerini sıkça görebilirsiniz. Çünkü bu mirası incelemek, geçmişe ve bugüne dair kritik sorular sormamızı sağlıyor.
Bunun en güzel örneklerinden biri 'Domaniç Kurbağa' vazomuz. Kütahya Domaniç'teki kurbağaların, dişilerin erkekleri sırtlarında taşıyarak gerçekleştirdikleri o zorlu üreme göçü bizi derinden etkilemişti. Karayolları yüzünden tehlike altında olan bu güncel ekolojik durumun, yakınlardaki Seyitömer Höyük'te bulunan 5000 yıllık benzer kompozisyondaki kurbağa biçimli adak kaplarıyla örtüşmesi inanılmaz derecede çarpıcıydı. İşte biz tasarımlarımızda tam da bu kesişimleri, geçmiş toplulukların doğayı algılama biçimleriyle bugünün gerçeklerini bir araya getirerek eleştirel bir sorgulama yaratmayı hedefliyoruz.

Sürdürülebilirlik ve Gelecek Hayallerimiz
Günümüz tasarım dünyasında en çok kafa yorduğumuz konulardan biri de doğaya olan sorumluluğumuz. Formasupra tasarımlarında öncelikli olarak mısır ve şeker kamışı nişastasından elde edilen, doğa dostu bir biyoplastik olan PLA'yı ve kili tercih ediyoruz. Üstelik artırılmış gerçeklik (AR) teknolojisi sayesinde, fiziksel bir prototip üretmeden tasarımlarımızı sanal olarak deneyimleyebiliyor, kaynak kullanımı konusunda çok daha hassas davranabiliyoruz.

Önümüzdeki dönemde en büyük hedefimiz; tamamen sıfır atık prensibiyle ve sürdürülebilir kaynaklarla üretim yapabileceğimiz bir atölye altyapısı kurmak. Markamız henüz çok genç olsa da, yenilikçi yaklaşımımızın ve özellikle Formasupra çiçeklerinin gerçek çiçeklere sürdürülebilir bir alternatif hediye olarak görülmesinin mutluluğunu yaşıyoruz.
Bu keyifli röportaj için Rana Korgül’e, harika fotoğraflarıyla anı ölümsüzleştiren Pınar Gediközer’e ve tüm Hillsider dergisi ekibine sonsuz teşekkürler!

Fotoğraf: Pınar Gediközer - Hillsider Rana Korgül Röportajı




Yorumlar